|
Madem anlaşılmayacaksın, ne diye düşüncelerini açıklamak/açımlamak gereği hissedersin ki!
Kemal KIRAR/
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
“Aydın” konusuna bu hafta da devam edelim...
İlk yazıda işlediğim konuya genel anlamda bir gönderme yaparak, “aydın” tanımına bir açıklama daha getireyim: “Aydın, toplumun geri kalan kesimlerinden (buradaki ‘geri kalan’, ‘diğer’leri anlamındadır), düşünce ve kafa emeğiyle uğraşmasından dolayı ayrılık gösterir.” Elbette, üzerinde kafa yorduğu konuları anlatma ve anlamlandırmada “aydın”ın en önemli ve belki de tek enstrümanı “dil”dir.
Okumaları kolaylaştırmak için, birbirleriyle ilintili birkaç soru oluşturabiliriz:
* Aydın’ın dil anlayışı/dile bakışı nasıl olmalıdır? * Aydın’ın kullandığı dil farklı mı olmalıdır? (Olmalı ise nasıl?) * Her kesimin anlayacağı bir dil mi kullanmalıdır düşüncelerini topluma ulaştırabilmek için; yoksa toplumun geneli tarafından anlaşılmayan bir dil mi?
Herkes Anlasın! Yukarıdaki soruları açımlamadan önce bir tespit: Aydınların başat (prioriteit) görevi kitleleri aydınlatmaktır; bu sebeple de “anlaşılır bir dil” kullanmak durumundadırlar (hatta, bazen de zorundadırlar). Gerçi, tam da bu noktada bir sorunsal (problematik) çıkıyor ortaya: Sosyal bilimlerden yardım alınarak yapılan açıklamalar/tespitler anlatımlar, çoklukla özgül (specifique) terimleri kullanmayı gerektirmektedir. Yani, toplumun her kesimi tarafından anlaşılacağım, derken, ilkokul üçüncü sınıf düzeyindeki söz dağarında (vocabulaire) kulaç atmak -kimi durumlarda- yetersiz kalacaktır doğal olarak.
Anlaşıl(a)mamak İçin Yazanlar Pek çok kez karşılaşmışsınızdır: kimileri de anlaşıl(a)mamak için (!) yazarlar. (Bu durum elbette, öncelikle psikologların alanına girmektedir.) Cümle kalıplarının arasına öyle anlaşılmaz kelimeler sıkıştırırlar ki sözlükler bile yetersiz kalır “monşer”in ne dediğinin anlaşılması için! Bu tür anlatımları tam anlamıyla anlayan da zaten sadece yazıyı yazanlardır: kendin yaz, kendin oku, kendin anla (!) durumu... Derinlemesine düşünmeye gerek dahi duymadan, bu şekildeki davranışların bir kompleks neticesi olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Madem anlaşılmayacaksın, ne diye düşüncelerini açıklamak/açımlamak gereği hissedersin ki!
Ne dersiniz, anlaşılmamak için yazanlar/konuşanlar, daha mı bilgili (hatta, “bilge”) kabul ediliyorlar toplum tarafından! Galiba öyle... Aksi halde, “Adam ne derin be kardeşim; baksana, söylediklerinden/yazdıklarından hiçbir şey anlamadım!” diyenler bu kadar çok olur muydu!
Hoş kalın...
|
Yorumlar
Ayrıca madem okuyucuya son lafı bıraktınız, ben de bir okurunuz olarak şunu söylemek isterim: Aydın insan zaten sadedir, komplekssizdir, aranmaz birileri beğensin diye kelimeleri,o kelimelerin gizeminden çok,anlamın içeriğine bakar. Zaten aydınlık da budur, diğerleri aydın olmaya özenen tiplerdir! Saygılar Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.