Sigortalı işçilerin doğum yerlerine göre yaptığım değerlendirmede, bu işçilerin yüzde 57.3’ünün Kürt kökenli olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Yani Kürt nüfusun yoğun olduğu yerde doğanlara Kürt dersek, çıkan sonuç bu!
hASAN uYSAL/
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
İşçi diye adlandırdığımız emekçiler önünde sonunda ortaya çıktılar ya…. Tam 30 yıldır, tırnaklarla kazınarak alınan haklarını bir bir yitiren, uğruna can verdiği kazanımlarının el konulmasını seyreden, soysuzlaşan sendikacılık anlayışı ile örgütsüz kalan, sırtlarındaki sömürü daha da artan ve hepsinden önemlisi; böyle bir sınıfın olduğunu bile neredeyse unuttuğumuz emekçiler nihayet meydana çıktı. Tekel işçilerinden söz ediyorum. Onlar sayesinde böyle bir sınıf olduğunu anımsadık. Onlar sayesinde iktidarın yüzü, kimin iktidarı oldukları belli oldu. Onlar sayesinde sendika-sendikacılık tartışmaya açıldı. Gazetelerin, “holding bültenine” dönüşen ekonomi sayfalarına nihayet işçiler, onlar sayesinde girmeye başladılar.
Tekel işçilerinin direnişinde sonuç ne olursa olsun, 30 yıl aradan sonra işçi sınıfının gerçek rolüne soyunacağı, yeniden sahne alacağı ve bunun giderek artan biçimde süreceği kesin. Kesin olan bir şey daha var ki, önümüzdeki günler sarı sendikacıların işleri de zorlaşacak ama emekçi cenahı başka sorunlara gebe! Aktarmak istediğim de bu!
1980 yılı, yani 12 Eylül bir milat! Türkiye’nin hemen her alanda zarar görmesini, toplumsal, sosyal, kültürel ve bilimsel alanda gerilemeyi getiren bir dönüşümün adı 12 Eylül. Toplumun dinamik, uyanık, entelektüel ve yurtsever unsurlarını yok eden, susturan, sindiren, ilerici ve demokratik kazanımları silen, geçmişi unutturmayı amaçlayan bir CİA deneyimi… Bugünkü AKP rezaleti-skandalının mimarı! O AKP ki, işsiz, yoksul ve geleneksel halkı sadaka ile kandırma-avutma işini kurumsallaştırmış durumda.
Bu sadaka işinin hemen her yönü yazıldı. Ev kirası yardımı, cep harçlığı, okuyan çocuk başına ödenen para, kapıya gelen kömür, ayda bir ya da iki defa çuvallar içinde dağıtılan makarna, pirinç, bulgur, nohut vs. İş vermediğiniz, insanca yaşatmadığınız insanlara sadaka… Ne zamana kadar? İş buluncaya kadar! Evde bir sigortalı olursa, bu yardımlar kesiliyor. Siz olsanız işe girer misiniz? Hele alacağınız ücret, yapılan yardımların da altında kalıyorsa… İş bulsanız bile, sigortasız çalışmayı tercih etmez misiniz? Ahlaksız patronların da canına minnet!
İşte asıl yazmak istediğim şey de burada saklı. Bunun sonucunda ne oluyor acaba? 1980 yılında sigortalı işçi sayısı 2 milyon 228 bin kişi idi. Buna karşılık sendikalı işçi sayısı 1 milyon 130 bin işçiye ulaşmıştı ve sendikalaşma oranı yüzde %51'di. Sendikasız işçi olur mu? İşçinin tek silahı, tek güvencesi sendika çünkü. Evet 30 yıl önce, emekçilerin sendikalaşma oranı sadece yüzde 51 idi. Aradan 30 yıl geçti. Durum ne oldu?
Bugün, 2009 sonu itibariyle toplam sigortalı işçi sayısı 8 milyon 513 bin. (Memurlarla işçilerin, yani yevmiyeli ve ücretli çalışan sayısı 13 milyon 400 bin kişi. 1980’de bu rakam 6 milyon 160 idi)
Buna karşılık gerçek sendikalı işçi sayısı, 717 bin. Evet sadece 717 bin! Sendikalaşma oranı yüzde 10'un bile altına inmiş durumda. 30 Yılda sigortalı işçi sayısı 6 milyon 300 bin artmasına karşılık, sendikalı işçi sayısı 413 bin kişi azalmış! Böyle bir şeye dünyanın hangi ülkesinde rastlanır? Bunun adına rezalet ya da kepazelik desem az gelir! Çalışma yaşamı kirlidir, ırzına geçilmiştir. Bunun tek karşılığı budur! Çünkü işçi sayısı artarken ve piyasada her türlü kuralsızlık hakim hale gelirken, işçilerin örgütlenmesi yok edilmiş durumdadır. Tabii bu sayıya, bırakın sendikayı, sigortalı bile yapılmayan yüz binler dahil değildir. Böyle bir ülkede çalışma bakanı, hükümet, başbakan, patron-sanayici dedikleriniz adam mıdır?
Bunları da geçiyorum ve asıl meseleyi gündeme getirmek istiyorum. Tam 2.5 aylık çalışmamın sonunda, sigortalı işçilerin doğum yerlerine göre yaptığım değerlendirmede, bu işçilerin yüzde 57.3’ünün Kürt kökenli olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Yani Kürt nüfusun yoğun olduğu yerde doğanlara Kürt dersek, çıkan sonuç bu! Bu demektir ki, Kürt emekçilerinin oranı çıkan rakamdan da yüksektir! Geriye kalan sigortalı işçilerin yani 42.7’lik oranın içinde Arap da vardır, Gürcü de, Tatar da, Boşnak da, Arnavut da Çerkez de… Toplam nüfus içinde büyük çoğunluk olan Türk kökenlilerin, sigortalı işçilerin içindeki azınlık oranını varın siz hesaplayın!
Sadaka vererek çalıştırılmayan, çalışmadan yaşamaya alıştırılmış , lümpenleştirilmiş insanlar nedeniyle Türkler, işçi sınıfı içinde artık azınlık! Bunun ne demek olduğunu düşünebiliyor musunuz?
Lümpenleştirilmiş bu kitleler de, aynı zamanda faşizmin, teokratik faşizmin tabanı. Anladınız mı hesabı… ve bunun ülkeye çıkaracağı faturayı…
|
Yorumlar
Şu da var, 30 yıldır Kürt sorununun yol açtığı iç göç onbinlerce insanının Batı'da çok düşük ücretle ve güvencesiz olarak çalışması gibi bir imkan yarattı sermayeye. Taşeronlaşmanın , kayıtdışılığın ve insanlık dışı iş koşullarının kolayca yaygınlaşmısınd a bu kontrolsüz iç göçün sunduğu imkanlar çok önemli. Türk sermayesi 1990'lardan bugüne bu işgücünü aşırı biçimde sömürmüştür. Şu Kot taşlama işinden hastalananların büyük kısmının Kürt kökenli olması da bunu doğruluyor.Bu durum Kürt sorununun dolaylı olarak sermaye birikimine paha biçilmez katkı yaptığını ortaya koymaktadır. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.