• Advertisement
article thumbnailAyrımcısın, bölücüsün, kınıyor ve uyarıyoruz

Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Gümüş, Alevilere yönelik sözlerinden dolayı...

article thumbnailYARSAV duvarında telekulak

Tarhan: Duvarın içinden kalorifer odaklı sesler geliyordu. Dinlendiğimizi tespit ettik.

article thumbnailAvrupa'dan 'Evet'e iki çekince

Avrupa Komisyonu, Türkiye’de anayasa paketi konusunda endişelerini kendilerine aktaran...

Kent-Gündem

article thumbnaiHacettepe Hastanesi'nde skandal

Çarşamba, 08 Eylül 2010

İşçiler maaşını istiyor. Hastalara yemek verilmiyor, kanları taşınmıyor, röntgene...

Diğer Yazılar

Dizi

article thumbnaiTanıdığım Yüzler- Ataol Behramoğlu

Cumartesi, 26 Eylül 2009

Müthiş bir kıskançlık duydum o anda. Bizim Mazlum, koskoca Ataol Behramoğlu’na, sıradan bir arkadaşıyla selamlaşır gibi selamlaşıyor, hatta yanına gitmeye bile gerek...

Diğer Yazılar

Medya Magazin

article thumbnaiGazetecilere gri pasaport

Perşembe, 09 Eylül 2010

Sporcular için gerçekleştirilen hizmet pasaportu (gri pasaport) uygulamasının gazeteciler için de başlatılacağı açıklandı.

Diğer Yazılar
Tanıdığım yüzler- Nazlı Eray PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 23 Temmuz 2009
Ben, terkedilmiş sevgili acısından kurtulmaya çalıştığım için mutluydum, Nazlı ise kalem kullanmadan roman yazdığı için.

 

Mümtaz İDİL

Nusaybin’de seyyar jandarma olarak askerliğimi sürdürürken, Ankara’daki sevgilim beni terk etti. Askerdeyken başa gelen bu “terk edilmeler” insana normal hayattaki terk edilmelerden çok daha fazla “koyuyor”.

Terhis olup Ankara’ya döndüğümde, valizimde sevgilime taşıdığım bir yığın “kaçak” mal vardı. Ama aralarında en değerlisi o sıralarda yasak olan birkaç karton Marlboro sigarasıydı. Sevgilim en çok onu beğenmişti. Onları aldı ve beni terk etti.

Tam otuz yıl önce...

Nazlı Eray ile de o sıralarda tanıştım. Tanışmama da Attila İlhan neden oldu. Ayşe Kilimci, Hasan Bülent Kahraman, Buket Uzuner, Mehmet Eroğlu gibi Nazlı Eray da Attila Ağabey’in müdavimlerindendi.

Aradan otuz yıl geçtiği için tam olarak anımsamıyorum, ama bir şekilde Nazlı Eray beni İller Bankası Kooperatifi’ndeki “yazar” evine davet etti. Kısa sürede de arkadaş olduk. Gerçek anlamda arkadaş... Ben ilk kez bir yazarla bu kadar yakın oluyordum. O da saf bir edebiyat düşkünü genç bir delikanlıyla belki.

Nazlı’nın ikiz kızları olduğunu, ailesiyle birlikte oturduğu evin ABD Kültür Merkezi’nin arkasında bir yer olduğunu, evlenip boşandığını ve Eray soyadının da kocasından geldiğini, babasının İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğinden emekli olduğunu falan ilerleyen zamanlarda öğrendim.

Dünya tatlısı iki kızı vardı Nazlı’nın ve o sıralarda on yaşlarındaydılar. Birbirlerine benzemiyen ikizlerdendiler. Birin adını net hatırlıyorum Banu, ötekisinin de Ebru idi sanırım.

Nazlı Eray ilginç bir yazardı. “Ah Bayım Ah” kitabını bana hediye ettiğinde hızla okumuş, ama pek de hoşlanmamıştım. Varlık Yayınları’ndan çıkan Türk Hikayeleri Antolojisi’ndeki “Dursen Hanım” öyküsünü ise hiç beğenmemiş ve Attila İlhan’a da söylemiştim. Ama benim öykü ve roman anlayışım daha çok Rus geleneğinden geldiği için, o sıralar yaman bir “gerçekçi” edebiyat savunucusuydum.

İki yılı aşkın askerlik dönemimde daktilomu da yanımda götürdüğüm için, kendi kendime inat edip on parmak daktilo kullanmayı öğrenmiş, hatta oldukça ilerletmiştim.

Nazlı ile bir deneme yapmaya karar verdik: O aklından geçen romanını anlatacak ben de yazabildiğim hızla onun söylediklerini kağıda geçirecektim.

“Pasifik Günleri” romanına böyle başladık.

Ben, terkedilmiş sevgili acısından kurtulmaya çalıştığım için mutluydum, Nazlı ise kalem kullanmadan roman yazdığı için.

Roman nasıl yazılır o sıralarda bilmiyor, ama yaşıyordum. Bu yüzden de müdahaleci de olamıyordum söylediklerine. Ama beni şaşırtan çok önemli bir şey vardı. Neredeyse hiçbir satırı silmiyordum. Yanlış yaptığım bazı harf hatalır dışında, Nazlı asla bir cümleyi ikinci kez düzeltip yazdırmıyordu. Yani, “şurası aslında böyle olsa daha iyi,” demiyordu. Büyük bir konsantrasyona giriyor, odada dolaşıyor, asla gözgöze gelmiyor ve sürekli kendini kapattığı dünyasını dile getiriyordu. Ben de yetişebildiğim ölçüde yazıyordum. Zeki bir kadın olduğu için kısa süre içinde benim hangi hızda yazabileceğimi kavramış ve anlatımını da o tonda sürdürmeye başlamıştı.

Kimi zaman saatlerce oturuyor, sohbet ediyor ve romanı konuşuyorduk. Asiye diye bir arkadaşı vardı, arada bir o geliyor bize çay demliyor, sohbetlere katılıyordu. Kızları pek İller Bankası’ndaki eve gelmezlerdi.

Bir de ortak dostumuz Ayşe Ünsal vardı. Çok yakında oturduğu için sık sık Nazlı’ya uğrardı. Alımlı bir kızdı. Uzun boylu ve incecik yapısıyla dikkat çekiyordu. O da evlenip boşanmıştı o da yazarlık dünyasına ilgi duyuyordu. Müzik onun için çok daha eğlenceliydi, ama edebiyat ile de ilgileniyordu. Sonradan İlber Ortaylı ile evlendi, ondan sonra hiç görmedim. Boşandığını duydum. Ünsal veya Ortaylı, hangi soyadını kullandığını da bilmiyorum.

Zaman zaman Ayşe de ben de Nazlı’nın yazım tarzına ve kimi zaman ulaştığı uçuk noktalara itiraz ediyorduk, ama Nazlı bizi asla dinlemiyordu. Doğrusu da oydu zaten.

Pasifik Günleri romanını bitirdiğinde sanki Nazlı da bitmişti. Müthiş bir yorgunluk ve baş ağrısı çekiyordu, ama mutluydu. Artık geriye kitabın basılması kalmıştı. Nazlı için bu büyük bir sorun değildi, çünkü zaten tanınan bir yazar haline gelmişti. Yazarlığı ile ABD Chicago’ya davet edilmiş, bir yıl da kalmıştı. Romanında da oradan dönüşte uğradığı Pasifik ülkelerini, özellikle de Manila’yı anlatıyordu.

Kimler yoktu ki Manila’da. Robotlar, tanıdık yüzler, ODTÜ’lü kahramanlar, asansörler... Herkes romanda ayrı bir kahramandı.

Ben yalnızca o nederse yazıyordum. Başka hiçbir rolüm yoktu. Müdahale etmek gibi bir şansım da yoktu zaten. Ancak arada bir bana “nasıl gidiyor ama,” diye coşkuyla sordukça, kimi zaman dudak büküyor, eğer iki duble fazla içtiysem, “şahane” demekle yetiniyordum.
Bir tedavi altındaydım anlayacağınız.
Terkedilmiş bir sevgili olarak unutma “tribine” girmiştim.

Nazlı kitabını Ferit Edgü’nün yeni başlattığı ve her kitaba numara vererek kitaplarını o sıralarda pek yaygın olmasa da korsan yayınlardan koruduğu Ada Yayınları’ndan çıkarmak istiyordu. Bunun için yaptığı bir yığın yazışma ve telefon görüşmesinden sonra İstanbul’a gitti ve döndüğünde kitap elindeydi.

Sonra ben “terkedilmişlikten” kurtuldum. Nazlı yeni bir romana başlamak istiyordu, ama benim artık bir “yazıcı” olarak kalmaya niyetim yoktu. Dostluğumuzun devamını istiyordum, o kadar. Bir yazarın daktilosu olmak, bir süre için beni “ızdıraplı” günlerimden uzaklaştırmıştı, ama sürekli uzaklaştırması söz konusu olamazdı.

Sıkılmıştım yani.
Bir süre sonra da gitmemeye başladım.
Bana kızdı, ama başka birini bulduğunu öğrendim sonradan.
Sokakta karşılaştığımızda bile selamlarımız soğuklaştı.
Sonra artık hiç görmez oldum.

 
< Önceki   Sonraki >

Siyaset

article thumbnailPKKden, cemaate açık tehdit

Perşembe, 09 Eylül 2010

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Fethullah Gülen cemaati ile PKK arasındaki çatışmanın derinleşeceğine dair işaretler verilmeye başlandı. Gülen cemaatiyle ilişkili...

Diğer Yazılar
 

Ekonomi

article thumbnailKendi IMF'mizi yaratmaya gerek yok

Perşembe, 09 Eylül 2010

Ekonominin belli kurallar çerçevesinde yönetilmesini öngören Mali Kural tartışmasında Erdoğan son sözü söyledi: Tam sıçrama yapacakken kendi...
Tamamı

Dİğer Yazılar

Yaşam

article thumbnail7 üniversiteye ilanla rektör aranıyor

Perşembe, 09 Eylül 2010

YÖK, yeni kurulan 7 devlet üniversitesi için rektör adayı ilanına çıktı.
+ Full Story

Dİğer Yazılar

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

article thumbnailŞarköy'de iki gün...

Şarköy’de yapılacak Hıdrellez şenlikleri kapsamında davetli olduğumu öğrenince...

OĞUZ OYAN

article thumbnailSivil vesayet

Yargının görece bağımsız olduğu koşullardan yürütmenin tam emrinde bir yargıya...

HASAN UYSAL

article thumbnailBu referandum aptalların oranını verecek!

Sanki bu konuşmanın da düzeyi düşük mü? Bu da olabilir; ne yapayım ki konuşanın...

MUSTAFA KİRMAN

article thumbnailSadaka/Yalaka Ekonomisi'nin sonuçları

AKP hükümetinin muhaliflerini yok etmek, susturmak için her türlü yolu...

KEMAL KIRAR

article thumbnailMagazin

Evvela şunu bilelim: "Magazin" kelimesi, Farsça "mağaza"dan bozmadır

MÜMTAZ İDİL

article thumbnailBaykal cumhurbaşkanlığına mı oynuyor?

Emanetçi bir genel başkan ile seçime doğru yürürse CHP  ve bir...

YÜKSEL IŞIK

article thumbnailTarkan'ın Allanoi duyarlılığı, Eroğlu'nun tahammülsüzlüğü!

Tarkan’ın, “oynama şıkıdım, şıkıdım”ın sınırlarının içinde kalmasını...

RAHMİ YILDIRIM

article thumbnailTalâki selâse ile hayır!

Demokratlar ve sosyalistler, 28 yıl önce Kenan Evren’e ve anayasasına karşı...

SÜLEYMAN YAĞIZ

article thumbnailŞu palavraya bakın!

Asıl düzenlemeler, -paketin kabul edilmesi hâlinde- çıkarılacak uyum yasalarıyla...

UMUT YILMAZ

article thumbnailSıradan faşizm!

Siz evinizde, işyerinizde, sokakta, eşinizle, arkadaşınızla, çocuğunuzla, annenizle,...

AZİZ KONUKMAN

article thumbnailLiranın değer kaybetmesi çözüm değil

Teşhis yanlış olunca, kaçınılmaz olarak çözüm önerisi de gerçek...

KELİME ATA

article thumbnailSaid-i Nursiciler, Said-i Kürdicileri tasfiye edebilecek mi?

Cemaate bağlı polislerin kontrolündeki emniyet, Said-i Kürdici yapılanmalara operasyonlar...

ALİ E. BİLGİN

article thumbnail2009 krizinde sosyal sınıflar

2009’da Milli Gelir yüzde 4,7 azalırken, Türkiye’nin en büyük...

KONUK YAZAR

article thumbnaiReferandumda neden hayır?- Neval BALKIZ

Tartışmalara katılan her birey, grup, kurum ve kuruluş vs. görüş ve tutumlarını...

 

Kültür Sanat

article thumbnailSanal âlemin kralı Jackson

Pazartesi, 06 Eylül 2010

Michael Jackson internet üzerinden albümleri en çok indirilen isim oldu.
+ Devamı

Diğer Yazılar

Teknoloji Çevre

article thumbnaiTÜBİTAK BİLGEM kuruldu

Pazartesi, 06 Eylül 2010

TÜBİTAK bünyesinde yer alan TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü ile Bilişim Teknolojileri Ensitüsü güçlerini TÜBİTAK BİLGEM...
Devamı

Dİğer Yazılar